İMEAK DTO Ekim 2026 AB Bülteni Hk.

Sayın Üyemiz,

Avrupa'da denizcilik sektöründe enerji verimliliği uygulamaları, deniz çevresinin korunması, dijital dönüşüm, denizcilikte teknolojik uygulamalar ve araştırma alanında meydana gelen güncel gelişmelere ilişkin çeşitli kaynaklardan derlenen haberler bilgilendirme amacıyla aşağıda sunulmaktadır.

1. Denizcilikte Yapay Zeka Dönüşümünün Önündeki Temel Unsur: Veri Kalitesi ve Dijitalleşme

Denizcilik sektöründe yapay zeka uygulamalarının yaygınlaştırılmasının önündeki temel zorluğun artık teknolojinin kendisinden ziyade veri kalitesi, parçalı dijital sistemler, sistem entegrasyonu ve kurumsal hazırlık düzeyi olduğu değerlendiriliyor. Gemi inşa, gemi operasyonları, bakım, ticari yönetim ve idari süreçlerde kullanılan yapay zeka uygulamalarının halihazırda ölçülebilir verimlilik artışları sağladığı belirtilirken, sektör genelinde daha geniş ölçekli uygulamaya geçilebilmesi için güçlü bir dijital altyapının oluşturulması gerektiği vurgulanıyor. Hamburg’da düzenlenen SMM kapsamında gerçekleştirilen sektörel değerlendirmelerde; armatörler, gemi inşa kuruluşları, klas kuruluşları ve teknoloji sağlayıcıları açısından yapay zekanın bakım, üretim, veri analitiği ve idari iş akışlarında giderek daha fazla kullanıldığına dikkat çekildi. Bununla birlikte düşük veri kalitesi, farklı sistemler arasında veri bütünlüğünün sağlanamaması ve dijitalleşme seviyelerindeki farklılıklar, teknolojinin sektör genelinde ölçeklendirilmesinin önündeki başlıca engeller olarak öne çıktı. Son yıllarda denizcilikte yapay zeka tartışmalarının odağında da önemli bir değişim yaşandığı görülüyor. Daha önce ağırlıklı olarak otonom gemiler ve uzun vadeli teknolojik dönüşüm üzerinden yürütülen tartışmalar, günümüzde doğrudan operasyonel ve ekonomik fayda sağlayan uygulamalara yönelmiş durumda. Bu kapsamda sektörün gündeminde artık yalnızca yeni algoritmalar geliştirilmesi değil, mevcut teknolojilerin güvenli, etkin ve ölçeklenebilir biçimde operasyonlara entegre edilmesi bulunuyor.

Veri Kalitesi Yapay Zekanın Temelini Oluşturuyor

Yapay zeka sistemlerinin etkinliği, kullanılan verinin doğruluğu, bütünlüğü, erişilebilirliği ve standardizasyonu ile doğrudan bağlantılı bulunuyor. Denizcilik şirketlerinde operasyonel ve teknik verilerin farklı sistemlerde tutulması, veri formatlarının standart olmaması ve geçmiş verilerin yeterli kalite seviyesine sahip bulunmaması, yapay zeka uygulamalarının etkinliğini sınırlandırabiliyor. Bu nedenle birçok kuruluş açısından yapay zekaya geçişin ilk aşamasını doğrudan yapay zeka uygulamaları değil, mevcut verilerin temizlenmesi, standardize edilmesi, yapılandırılması ve erişilebilir hâle getirilmesi oluşturuyor. Sektörel değerlendirmelerde yapay zekanın başlıca değer yaratma alanları arasında veri analitiği, bilgi yönetimi ve süreç otomasyonu gösteriliyor. Bununla birlikte kuruluşların yapay zeka hedeflerinin, mevcut veri ve teknoloji altyapılarının olgunluk seviyesinin önüne geçebildiği belirtiliyor. Bu nedenle dijital dönüşümün aşamalı biçimde gerçekleştirilmesi ve öncelikle temel veri altyapısının güçlendirilmesi önem taşıyor.

Gemi İnşada Yapay Zeka Destekli Üretim

Yapay zekanın somut sonuçlarının görüldüğü önemli alanlardan biri gemi inşa sanayisi olarak öne çıkıyor. Bir tersanede yaklaşık 100 adet yapay zeka destekli kaynak robotunun kullanıldığı ve söz konusu uygulamalar sayesinde üretkenliğin %15-20 oranında arttığı, blok üretim sürelerinin 60 günden 5 güne kadar düşürülebildiği ve kaynak kusurlarının yaklaşık %90 oranında azaltıldığı bildiriliyor. Bu sonuçlar, yapay zeka tabanlı otomasyon sistemlerinin yalnızca üretim hızını artırmakla kalmayıp aynı zamanda kalite kontrol, kaynak operasyonları ve üretim planlaması açısından da önemli kazanımlar sağlayabileceğini ortaya koyuyor.

Durum İzleme ve Kestirimci Bakım Öne Çıkıyor

Gemi operasyonlarında yapay zekanın en önemli kullanım alanlarından bir diğerini durum izleme (condition monitoring) ve kestirimci bakım (predictive maintenance) oluşturuyor. Makine, ekipman ve gemi sistemlerinden elde edilen operasyonel verilerin yapay zeka tabanlı analizlerle değerlendirilmesi; olası arızaların önceden tespit edilmesine, bakım faaliyetlerinin daha etkin planlanmasına ve plansız duruş sürelerinin azaltılmasına katkı sağlayabiliyor. Bu uygulamalarda en yüksek performansın, denizcilik alan bilgisi ve operasyonel tecrübenin, güvenilir veri ve yapay zeka algoritmalarıyla birlikte kullanılması durumunda elde edildiği değerlendiriliyor.

Ticari ve İdari Süreçlerde Otomasyon

Yapay zekadan sağlanan en hızlı kazanımların yalnızca gemi operasyonları ve teknik süreçlerle sınırlı olmadığı görülüyor. Sektörde yapay zeka sistemlerinin; fatura işleme süreçleri, tahmini varış zamanı (Estimated Time of Arrival – ETA) bilgilerinin konsolidasyonu, starya süresi (laytime) hesaplamaları ve sürastarya (demurrage) yönetimi gibi ticari ve idari süreçlerin otomasyonunda giderek daha fazla kullanılmaya başlandığı belirtiliyor. Özellikle yüksek hacimli, tekrarlayan ve yoğun veri işleme gerektiren süreçlerin otomasyonu, insan kaynağının daha yüksek katma değerli faaliyetlere yönlendirilmesini sağlarken işlem sürelerinin ve idari iş yükünün azaltılmasına da katkıda bulunabiliyor.

Teknoloji Kadar Kurumsal Hazırlık da Önem Taşıyor

Denizcilik sektörünün büyük ölçekli dijital dönüşüm potansiyeli, teknoloji ve yatırım çevrelerinin sektöre yönelik ilgisinin artmasına neden oluyor. Bununla birlikte yalnızca ileri teknoloji çözümlerinin geliştirilmesinin başarılı bir dijital dönüşüm için yeterli olmadığı değerlendiriliyor. Kuruluşların; dijital altyapılarını güçlendirmeleri, veri yönetişimi sistemlerini geliştirmeleri, organizasyonel yapılarını yeni teknolojilere uyarlamaları, iş süreçlerini yeniden tasarlamaları ve paydaşlar arasında güvene dayalı iş birliği oluşturmaları gerekiyor. Özellikle denizcilik gibi emniyetin kritik olduğu bir sektörde güvenilir veri, sistem güvenilirliği, hesap verebilirlik ve insan gözetimi yapay zeka uygulamalarının temel unsurları arasında yer alıyor.

Otonom Gemilerden Operasyonel Yapay Zekaya

Denizcilikte yapay zeka tartışmalarındaki dönüşümün en belirgin göstergelerinden biri, tam otonom gemilere yönelik beklentilerin yerini daha uygulanabilir ve kısa vadede ekonomik fayda sağlayabilecek teknolojilere bırakması olarak değerlendiriliyor. Günümüzde sektörün öncelikli çalışma alanları arasında; dijital ikizler (digital twins), kestirimci bakım, siber güvenlik, karar destek sistemleri ve yapay zeka destekli operasyonel otomasyon yer alıyor.

Yapay zeka; gemi tasarımı, üretim verimliliği ve kalite kontrol süreçlerinde halihazırda kullanılabilir seviyeye ulaşmış durumda. Bununla birlikte tam otonom operasyonların, deniz emniyeti, hesap verebilirlik ve güven unsurları nedeniyle daha uzun vadeli bir dönüşüm alanı olduğu değerlendiriliyor. Bu nedenle yapay zeka uygulamalarının özellikle emniyet açısından kritik karar süreçlerinde insan gözetimini ve nihai insan sorumluluğunu koruyacak şekilde geliştirilmesi önem taşıyor.

Yapay Zeka Deneme Aşamasından Günlük Operasyonlara Geçiyor

Denizcilikte yapay zeka artık yalnızca pilot projeler veya geleceğe yönelik teknoloji senaryoları kapsamında değerlendirilmiyor. Sektörel beklentiler, yapay zeka destekli otomasyon sistemlerinin önümüzdeki dönemde günlük denizcilik iş akışlarının rutin bir bileşeni hâline geleceğine işaret ediyor. Bugün yapay zeka uygulamaları; gemi inşa, gemi operasyonları, bakım yönetimi, veri analitiği, ticari operasyonlar ve idari süreçlerde ölçülebilir değer üretmeye başlamış durumda. Bu çerçevede denizcilik sektörünün önündeki temel mesele artık daha gelişmiş yapay zeka algoritmalarının geliştirilmesinden ziyade, söz konusu teknolojilerin güvenilir ve etkin biçimde kullanılmasını sağlayacak yüksek kaliteli veri altyapısının oluşturulması, sistemler arası entegrasyonun sağlanması, dijitalleşme seviyesinin yükseltilmesi ve kurumsal güvenin tesis edilmesi olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla denizcilikte yapay zeka dönüşümünün başarısı, teknolojik kapasitenin yanı sıra veri kalitesi, dijital olgunluk, birlikte çalışabilirlik, kurumsal hazırlık ve güvenilir insan-makine etkileşiminin birlikte geliştirilmesine bağlı bulunuyor. (Kaynak: Lloyd's List Web Sitesi)

2. Hindistan’daki Gemi Geri Dönüşüm Tesislerinin Avrupa Listesi’ne Dahil Edilmesi Gündemde

Avrupa Komisyonu, Hindistan’da faaliyet gösteren iki gemi geri dönüşüm tesisinin güncellenmiş Avrupa Gemi Geri Dönüşüm Tesisleri Listesi’ne (European List of Ship Recycling Facilities) dahil edilmesini önermiştir. Söz konusu gelişme, uluslararası denizcilik sektörü tarafından, Avrupa Birliği’nin güvenli ve çevreye duyarlı gemi geri dönüşüm kapasitesinin artırılması açısından önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir.

AB Gemi Geri Dönüşüm Tüzüğü’nün (EU Ship Recycling Regulation – EU SRR) yürürlüğe girmesinden bu yana, Tüzük kapsamında belirlenen emniyet ve çevre standartlarını karşılayan OECD dışındaki ülkelerde bulunan gemi geri dönüşüm tesislerinin Avrupa Listesi’ne dahil edilmesi konusu denizcilik sektörünün gündeminde yer almaktadır. Avrupa Komisyonunun önerisi, AB gerekliliklerini karşılayan üçüncü ülke tesislerinin objektif değerlendirme ve denetim süreçleri sonucunda Avrupa Listesi kapsamında tanınabileceğine yönelik önemli bir gelişme olarak görülmektedir.

Önerilen iki tesisin listeye alınmasının, Avrupa Listesi kapsamındaki uygun gemi geri dönüşüm kapasitesinin artırılmasına katkı sağlaması beklenmektedir. Önümüzdeki on yılda operasyonel ömrünün sonuna ulaşacak gemi sayısının önemli ölçüde artacağının öngörülmesi, uluslararası standartlara uygun yeterli geri dönüşüm kapasitesinin önemini artırmaktadır. Bu çerçevede, küresel gemi geri dönüşüm kapasitesini daha geniş ölçüde yansıtan bir Avrupa Listesi’nin, mevzuatın etkin uygulanmasına ve dünya genelinde emniyetli ve çevreye duyarlı gemi geri dönüşümünün (safe and environmentally sound ship recycling) teşvik edilmesine katkı sağlayacağı değerlendirilmektedir.

Gelişme aynı zamanda, Gemilerin Emniyetli ve Çevreye Duyarlı Geri Dönüşümü Hakkında Hong Kong Uluslararası Sözleşmesi’nin (Hong Kong Convention – HKC) 2009 yılında kabul edilmesinden bu yana gemi geri dönüşüm tesislerinde gerçekleştirilen altyapı, iş sağlığı ve güvenliği, çevre yönetimi ve operasyonel standartlara yönelik yatırımların bir sonucu olarak değerlendirilmektedir. Avrupa Listesi’ne kabul sürecinde temel kriterin, ilgili tesislerin AB Gemi Geri Dönüşüm Tüzüğü kapsamındaki emniyet ve çevre gerekliliklerini objektif değerlendirme ve denetimler sonucunda karşılaması olduğu vurgulanmaktadır.

Küresel gemi geri dönüşüm faaliyetlerinin %95’inden fazlasının Bangladeş, Hindistan, Pakistan ve Türkiye’de gerçekleştirildiği belirtilmektedir. Söz konusu ülkelerin Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Hong Kong Sözleşmesi’ne taraf olması, bu ülkelerdeki tesislerin uluslararası emniyet ve çevre standartlarına uyum sürecini daha da önemli hale getirmektedir. AB Gemi Geri Dönüşüm Tüzüğü gerekliliklerini karşılayan tesislerin Avrupa Listesi’ne dahil edilmesinin, küresel ölçekte sürdürülebilir ve mevzuata uyumlu gemi geri dönüşüm kapasitesinin geliştirilmesine katkı sağlaması beklenmektedir.

Hindistan’da gemi geri dönüşüm sektörüne ilişkin oluşturulan yasal çerçeve, uygun tesislerin belgelendirilmesine yönelik çalışmalar, tehlikeli maddelerin çevreye duyarlı şekilde yönetilmesini sağlayan atık yönetim altyapısı ile çalışanların iş sağlığı ve güvenliğine yönelik hizmetler de sürecin önemli unsurları arasında gösterilmektedir.

Avrupa Komisyonunun önerisinin kabul edilmesi halinde, Hindistan’daki söz konusu iki tesis Avrupa Gemi Geri Dönüşüm Tesisleri Listesi’ne dahil edilerek AB mevzuatı kapsamında uygun kabul edilen üçüncü ülke geri dönüşüm kapasitesinin genişletilmesine katkı sağlayacaktır. Gelişmenin, özellikle önümüzdeki yıllarda hizmet dışına çıkması beklenen gemiler bakımından yeterli, emniyetli ve çevresel açıdan uygun geri dönüşüm kapasitesinin oluşturulması açısından önem taşıdığı değerlendirilmektedir. (Kaynak: BIMCO Web Sitesi)

3. Hidrojen Destekli Hibrit Retrofit Sistemi Dökme Yük Gemisinde Yakıt Tüketimini %24 Azalttı

Mevcut dizel gemi motorlarının tamamen değiştirilmesine gerek kalmadan hidrojen kullanımına imkân sağlayan yeni bir hibrit hidrojen retrofit (sonradan donatım) sistemi, 57.000 DWT taşıma kapasitesine sahip 2010 inşa bir Supramax dökme yük gemisinde gerçekleştirilen deneme seferinde test edildi. Sistem, hidrojenin konvansiyonel denizcilik yakıtıyla birlikte kullanılması yoluyla motorun enerji verimliliğinin artırılmasını ve emisyonların azaltılmasını amaçlıyor. Gemi, sistemin performansının değerlendirilmesi kapsamında Singapur’dan Gana’ya yaklaşık 15.700 kilometrelik bir sefer gerçekleştirdi.

Deneme seferinden elde edilen ölçüm sonuçlarına göre, yakıt tüketiminde %24, karbondioksit (CO²) emisyonlarında %28 ve karbon monoksit (CO) emisyonlarında %22 oranında azalma sağlandı. Teknoloji, hidrojen kullanımını yapay zekâ destekli gerçek zamanlı yanma kontrolü ile birleştirerek mevcut dizel motorların daha yüksek enerji verimliliğiyle çalışmasını hedefliyor. Ölçülen performans esas alındığında sistemin benzer gemilerde yıllık yaklaşık 500.000 ABD doları tutarında yakıt maliyeti tasarrufu sağlayabileceği ve yatırımın geri ödeme süresinin 18 aydan kısa olabileceği öngörülüyor.

Sistem, mevcut gemilerin operasyonel çalışma düzeninde kapsamlı değişiklik yapılmasını gerektirmeden uygulanabiliyor. Teknolojinin farklı denizcilik işletmelerine ait toplam 12 gemide ticari uygulamaya alınmasına yönelik anlaşmaların imzalandığı ve daha geniş ölçekli filo uygulamalarının planlandığı bildirildi.

Teknik uygulamada düşük miktarda hidrojen, geminin mevcut dizel motorundaki yanma sürecine enjekte ediliyor. Gerçek zamanlı kontrol sistemi, motor yükü, devir ve operasyon koşullarındaki değişiklikleri dikkate alarak her bir yanma çevrimi öncesinde hidrojen enjeksiyon basıncını ve miktarını sürekli optimize ediyor. Hidrojenin mevcut olmadığı durumlarda motorun yalnızca dizel yakıtla çalışmaya devam edebilmesi, sistemin operasyonel esnekliğini korumasına imkân sağlıyor. Sistem ayrıca geminin kuru havuza (dry dock) alınmasına ihtiyaç duyulmadan iki haftadan daha kısa sürede monte edilebiliyor.

Gerçekleştirilen uygulamanın, hidrojenin gemide güvenli şekilde yönetilerek ağır fuel oilin (Heavy Fuel Oil – HFO) yanma performansının iyileştirilmesinde kullanılabileceğini ortaya koyduğu belirtiliyor. Bu yaklaşım, özellikle mevcut ve yaşlanan gemiler açısından enerji verimliliğinin artırılması ve emisyonların azaltılması yoluyla Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün (IMO) 2050 çerçevesindeki hedeflere uyum sürecine katkı sağlayabilecek bir retrofit seçeneği olarak değerlendiriliyor. (Kaynak: TradeWinds Web Sitesi)

4. AB, Avrupa Gemi İnşa ve Denizcilik Sanayisine Yönelik Yeni Endüstriyel İttifakı Hayata Geçirdi

Avrupa Komisyonu, Avrupa’nın gemi inşa ve denizcilik imalat kapasitesini güçlendirmek, stratejik dışa bağımlılıkları azaltmak ve Avrupa Birliği açısından kritik öneme sahip gemi, denizcilik ekipmanı ve teknolojilere yönelik yatırımları artırmak amacıyla AB Endüstriyel Denizcilik Değer Zincirleri İttifakı’nı (EU Industrial Maritime Value Chains Alliance) hayata geçirdi. İttifak, Mart 2026’da kabul edilen Avrupa Endüstriyel Denizcilik Stratejisi (European Industrial Maritime Strategy) kapsamında oluşturuldu ve 2 Eylül 2026 tarihinde resmen faaliyete başladı.

Yeni yapı; tersaneleri, denizcilik ekipmanı üreticilerini, armatör ve gemi işletmecilerini, teknoloji sağlayıcılarını, yatırımcıları, ulusal ve bölgesel kamu otoritelerini, sosyal tarafları, akademik kuruluşları ve denizcilik ile mavi ekonomi ekosistemindeki diğer paydaşları bir araya getirmeyi amaçlıyor. İttifak kapsamında, belirli denizcilik pazarları ve teknolojilerinde Avrupa’daki üretim kapasitesinin artırılmasına yönelik yatırım projeleri ve uygulanabilir iş modellerinin geliştirilmesi, ayrıca Avrupa Birliği ile Üye Devletlerin yatırım öncelikleri ve teşvik mekanizmaları arasında daha güçlü bir koordinasyon sağlanması öngörülüyor.

Söz konusu yaklaşım yalnızca yeni gemi inşasını değil; gemi bakım ve onarımı, dönüşüm, retrofit/modernizasyon, gemi geri dönüşümü, yüzer platformlar, liman ekipmanları ve mavi ekonomi kapsamında kullanılan denizcilik sistemlerini de kapsıyor. Avrupa’daki denizcilik imalat faaliyetlerinin genişlemesinin; gemi inşa bileşenleri, sevk sistemleri, açık deniz yapıları ve diğer ağır veya gabari dışı endüstriyel yüklerin taşınmasında da ilave hareketlilik oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Avrupa Komisyonu, denizcilik imalat sanayisini enerji güvenliği, savunma, kritik altyapı ve açık deniz faaliyetleri bakımından Avrupa’nın stratejik egemenliğinin temel unsurlarından biri olarak değerlendiriyor. Bu çerçevede, Avrupa tersanelerinin küresel gemi inşa merkezleri karşısındaki rekabet gücünün geliştirilmesi; üçüncü ülkelerde uygulanan sübvansiyonların, pazara erişim engellerinin, yıkıcı fiyatlandırma uygulamalarının, fikri mülkiyet ihlallerinin ve zorunlu teknoloji transferlerinin daha yakından izlenmesi planlanıyor. Avrupa tersanelerinin haksız rekabete maruz kaldığının değerlendirilmesi hâlinde hedefli ticaret tedbirlerinin uygulanması da gündemde bulunuyor.

Avrupa Endüstriyel Denizcilik Stratejisi’ne göre, deniz taşımacılığı AB’nin dış ticaretinin yaklaşık %75’ini, Birlik içindeki yük taşımacılığının ise yaklaşık %30’unu gerçekleştiriyor. AB kontrolündeki filonun küresel denizcilik tonajının üçte birinden fazlasını temsil etmesi, denizcilik sanayisinin Avrupa ekonomisi ve tedarik zinciri güvenliği açısından stratejik önemini ortaya koyuyor.

İttifaka üyelik, denizcilik ve mavi ekonomi ekosisteminde faaliyet gösteren uygun kamu ve özel sektör kuruluşlarına açık olacak. Katılımcılar bir Genel Kurul bünyesinde temsil edilirken, önceliklerin koordinasyonu bir Yönlendirme Kurulu tarafından yürütülecek ve belirli alanlara yönelik uzman çalışma grupları oluşturulacak. Başvurular sürekli açık olacak olup, ilk başvuru kesim tarihi 16 Ekim 2026 olarak belirlendi.

İttifak ayrıca, Avrupa’nın daha geniş kapsamlı denizcilik sanayi politikasının bir parçası olarak planlanan “Geleceğin Tersaneleri (Shipyards of the Future)” girişimi, kamu alımlarına yönelik destekleyici tedbirler, ihracat kredisi araçları ve Avrupa’daki gemi geri dönüşüm kapasitesinin geliştirilmesine yönelik çalışmalarla birlikte yürütülecek. (Kaynak: BBN BREAKBULK.NEWS Web Sitesi)

5. Avrupa’da Sıvılaştırılmış CO² Taşımacılığı Yeni Bir Deniz Yükü Pazarı Oluşturuyor

Avrupa’da karbon yakalama, taşıma ve kalıcı depolamaya yönelik yatırımların hız kazanması, sıvılaştırılmış karbondioksitin (liquefied CO² – LCO²) denizyoluyla taşınan yeni bir yük kategorisi olarak gelişmesini destekliyor. Enerji dönüşümü kapsamında metanol ve amonyağın enerji emtiası ve alternatif denizcilik yakıtı olarak önem kazanmasının ardından, CO² taşımacılığı da denizcilik sektörü açısından yeni bir lojistik ve taşıma pazarı oluşturmaya başlıyor.

Hollanda’nın Sluiskil bölgesinde devreye alınan ve Avrupa’nın en büyük endüstriyel karbon yakalama tesislerinden biri olarak belirtilen yeni tesisin, yılda 800.000 tona kadar CO² yakalama ve sıvılaştırma kapasitesine sahip olması öngörülüyor. Yakalanan CO², geçici depolamanın ardından özel olarak inşa edilmiş CO² taşıma gemilerine (CO² carriers) yüklenerek yaklaşık 1.300 kilometrelik deniz yolculuğuyla Norveç’in batı kıyısındaki Øygarden bölgesine taşınacak. Buradan karadaki kabul ve depolama altyapısına aktarılacak CO², yaklaşık 120 kilometrelik boru hattı üzerinden deniz tabanının yaklaşık 2.600 metre altında bulunan açık deniz tuzlu su akiferine (offshore saline aquifer) enjekte edilerek kalıcı olarak depolanacak.

Proje kapsamında yaklaşık 15 yıllık dönemde 12 milyon ton CO²’nin yakalanması ve kalıcı olarak depolanması hedeflenirken, mevcut uzun vadeli CO² tedarik anlaşmalarıyla birlikte yıllık yaklaşık 1,2 milyon tonluk düzenli bir taşıma hacminin oluşması bekleniyor. Önümüzdeki yıllarda yeni karbon yakalama ve depolama projelerinin devreye girmesiyle bu hacmin daha da büyümesi öngörülüyor.

CO² taşımacılığı, geleneksel enerji veya kimyasal yüklerden farklı bir ticari yapıya sahip bulunuyor. Amonyak, metanol veya sıvılaştırılmış doğal gazdan (LNG) farklı olarak CO², nihai kullanıcı tarafından tüketilmek üzere satın alınan bir ürün olmaktan ziyade, sanayi tesislerinde ortaya çıkan ve yakalanması, taşınması ve kalıcı olarak depolanması gereken bir emisyon akışı niteliği taşıyor. Bu kapsamda yakalama, sıvılaştırma, geçici depolama, denizyoluyla taşıma, kabul terminali, boru hattıyla taşıma ve jeolojik depolama aşamalarından oluşan yeni bir lojistik zincir ortaya çıkıyor. Deniz taşımacılığı ise bu zincirin temel unsurlarından birini oluşturuyor.

CO² lojistiğini desteklemek üzere hâlihazırda her biri yaklaşık 7.500 m³ taşıma kapasitesine sahip dört özel amaçlı CO² taşıma gemisi hizmet verirken, 2028 yılının ikinci yarısından itibaren teslim edilmesi planlanan 12.000 m³ kapasiteli dört ilave geminin de filoya katılması bekleniyor. Yeni gemilerin bir bölümünün uzun vadeli süreli kiralama (time charter) modeli kapsamında işletilmesi planlanıyor. Bu gelişmeler, sıvılaştırılmış CO² taşımacılığına yönelik özel amaçlı gemi filosunun kademeli olarak büyüdüğünü gösteriyor.

CO²’nin denizyoluyla taşınan yeni bir yük kategorisi olarak gelişimi, enerji dönüşümünün deniz ticareti üzerindeki etkisinin önemli örneklerinden birini oluşturuyor. Hâlihazırda yılda yaklaşık 15–29 milyon ton amonyak, çoğunlukla gübre üretimine yönelik olarak özel amaçlı gemilerle taşınırken; amonyağın aynı zamanda hidrojen taşıyıcısı, alternatif enerji taşıyıcısı ve denizcilik yakıtı olarak konumlandırılması, gelecekte denizyolu taşıma hacimlerinin önemli ölçüde artabileceğine işaret ediyor. Benzer şekilde CO² taşımacılığının da yeni bir özel yük segmentine dönüşmesi bekleniyor.

Özellikle çimento, kimya, rafinaj, atık yönetimi ve emisyon azaltımı zor (hard-to-abate) sanayi sektörlerinde karbon yakalama uygulamalarının yaygınlaşması, milyonlarca ton CO² için yeni taşıma ve depolama ihtiyacı oluşturabilir. Avrupa Komisyonu ile çeşitli ulusal idarelerin münferit karbon yakalama projelerinin ötesinde karbon yönetimi ağlarının (carbon management networks) geliştirilmesine yönelik politikaları desteklemeye başlaması da bu pazarın büyümesini destekleyen unsurlar arasında yer alıyor.

Bu yeni pazarda taşınacak yük hacminin geleneksel ticari yüklerde olduğu gibi yalnızca nihai tüketici talebiyle değil, CO² emisyon kaynaklarının coğrafi konumu ile uygun jeolojik depolama sahalarının bulunduğu bölgeler arasındaki mesafe ve bağlantılar tarafından belirlenmesi bekleniyor. Bu durumun, Avrupa başta olmak üzere Japonya ve Asya’da CO²’nin denizyoluyla taşınmasına yönelik talebi artırarak, özel amaçlı gemi yatırımları ve yeni deniz lojistiği koridorları açısından önemli fırsatlar oluşturabileceği değerlendiriliyor. (Kaynak: Maritime Carbon Intelligence Web Sitesi)

Bilgilerinize arz ve rica ederim.

 

                                                                                                         Saygılarımla,

                                                                                                          İsmet SALİHOĞLU
                                                                                                          Genel Sekreter

 

 

 

 

 

 

_meak_dto_ekim_2026_ab_bulteni_hk.pdf